FLÖRT

İnsanlar neden evlenir?


İnsan, etkileşime ihtiyaç duyan bir varlık olması sebebiyle diğer insanlarla bir arada yaşama zorunluluğu hisseder. Bu ihtiyacın biyolojik, psikolojik, sosyal ve ekonomik temelleri vardır. Evlilik de bireyin karşı cinse olan duygularının farkına varması, düşüncelerini paylaşıp davranış modelleri geliştirmesinin ardından birlikteliği, dayanışmayı ve cinsel doyumu sağlamak, en temel dürtülerden olan neslin devamını getirebilmek üzere toplum tarafından tesis edilmiş bir kurum olarak düşünülebilir. Her birey, evlilik anlayışı genel kurallar itibarıyla birbirine benzese de önce içine doğduğu ailenin sonra da dış grupların etkisiyle evliliğe yönelimde farklı gerekçeler ortaya koyabilir. Ailedem’in bugüne değin incelemiş olduğu bilimsel araştırmalarda, çeşitli anketlerde Türk toplumunda kronolojik olgunluğa erişmiş bireyleri nikâh masasına götüren nedenler şöyle sıralanmıştır:

  1. Evlilik, toplumsal yaşamın bir gereğidir ve bu doğal bir birliktelik şeklidir.
  2. Evli insanlar çoğunluktadır ve çoğunluğa uymak gerekir.
  3. Evlilik ekonomik gücü de beraberinde getirir; bu kimi zaman taraflardan birinin maddi üstünlüğü yoluyla kimi zaman da dayanışma yoluyla olabilir.
  4. Çocuk sahibi olmayı istemek ve çocuğun en sağlıklı büyüyebileceği ortamın nikâhlı birliktelik olduğunu düşünmek de evlilik gerekçelerinden biridir.
  5. Yalnızlıktan korkan ve gelecekteki yıllarında tek başına kalmak istemeyenler için de evlilik iyi bir çözüm gibi görünmektedir.
  6. Cinsel birlikteliği ve doyumu toplum tarafından onaylanmış bir ortamda rahatlıkla yaşamayı arzu edenler de evliliği tercih etmektedirler.
Görünen o ki bireyler, evlilik kararı alırken varlığından birtakım olumlu kazanımlar elde ettiği kişilerle beraber olmayı daha çok tercih etmektedir. Bu kazanımlar maddi ya da manevi olabilir; ilgi, destek, para, statü gibi… Ancak evliliğin nedenleri her ne olursa olsun bir adım atmadan evvel bireyler, yaşamlarını kiminle devam ettireceklerine, kiminle birlikte yürüyeceklerine, kiminle değişip gelişeceklerine çok dikkat etmelidirler.




Eş seçiminde ne gibi faktörlere özen göstermek gerekir?


Eş seçimi yaşamın en önemli kararlarından biridir ve evlilik kararı alınmadan önce bazı hususlara dikkat etmek gerekir. Karşı tarafa yönelik duygu ve düşünceler “onunla beraberken” ve “onsuzken” olarak iki aşamalı değerlendirilmelidir. Birey evlenmeyi düşündüğü kişiyle beraberken olumlu hisler içindeyse, kendini mutlu ve güvende hissediyor, onu beğeniyor, takdir ediyor onsuzken de aksi bir ruh haline bürünüyorsa bu değişimler üzerinde zihinsel bir analize gitmelidir.

  1. Fiziksel özellikler evlenilecek bireye karşı olan hisleri de etkiler. Zira boy-kilo oranı, ten rengi, genel vücut yapısı ve yüz güzelliğine dair değerlendirmeler konusunda birey kendisini kandırmamalı; “benim için mühim olan içinin güzelliği” deyip bir ilişkinin yapıştırıcı unsurlarından olan fiziksel tatmin duygusunu bir kenara atmamalıdır. Birey, yıllar içinde değişime uğrayacağını da hesaba katarak kendi “güzellik” anlayışına uyan bir eş seçmelidir.
  2. Evlenilecek kişinin kişilik özellikleri de son derece önemlidir. Dürüst, saygılı, iyi niyetli, sabırlı, uzlaşmacı ve sevecen bir yapı eş seçiminde aranması gereken özelliklerden biridir.
  3. Evlenecek bireylerin eğitim düzeylerinin birbirine yakın olması anlaşmaları ve uyumları bakımından ciddi bir kriter olarak sayılır. Eğitim düzeylerinin yakınlığı çiftin zihinsel kapasitelerini, olayları ele alış biçimlerini ve karar verme becerilerini doğrudan etkiler.
  4. Tarafların sosyo-ekonomik seviyeleri ve yapıları da evlenmeyi düşünen çiftlerin hassas davranması gereken bir noktadır. Eğitim, gelir ve kültür düzeyi, aileden aktarım yoluyla gelen değer ve davranış modelleri birbirine paralel değilse özellikle evliliklerin ilk yıllarında bireyler zorlu tartışmalar yaşayabilmektedir.
  5. Evlenilecek kişinin yaşı, bireylerin hayata bakış açılarını etkileyip, onların uyumunu zorlaştırabilir. Bu sebeple yaşam döngüsü içinde benzer yaşlarda bulunan çiftler daha mutlu olma şansına sahiptir.
  6. Evlilik temelde manevi değerler üzerine inşa edilmiş olsa da günümüzde bireylerin her birinin ayrı ayrı ekonomik bağımsızlığa sahip olması idealize edilmiştir.
  7. Dini inançlar tarafların biri ya da her ikisi için önemli bir yere sahipse ve dinini de gerektiği gibi yaşamayı tercih ediyorsa evlenmeyi düşündüğü tarafın da benzeri bir tutum içinde olması evlilik hayatının devamı ve huzuru bakımından önemlidir. Farklı dinlere mensup bireylerin saygı ve hoşgörüye dayanan arkadaşlıkları evlilik söz konusu olduğunda çoğunlukla çıkmaza girdiği görülmüştür.




"Evlenince değişir." diye ummak gerçekçi midir?


Çoğu zaman cevap "Hayır" olur. Evlilik kararı alınırken yaşanan duygu durumu sebebiyle bireyler genel olarak duygusal ve yanlı bir tutum sergileme eğilimi gösterirler. Kimi zaman gerçekten gözleri hiçbir şey göremediğinden kimi zaman da “Nasıl olsa ileride değişir…” diye düşündüklerinden hatalı adımlar atabilirler. Ailenin ilişkiye ve evlenilecek tarafa olan bakış açısı muhakkak dinlenmeli, tartılmalıdır.




Eş seçiminde mutlaka aranması gereken özellik nedir?


Eş seçiminde kişilik özellikleri elbette önemlidir. Ancak bir ömür boyu sürmesi hedeflenen bir ilişkide dürüst, saygılı, iyi niyetli, sabırlı, uzlaşmacı ve sevecen bir yapı müstakbel eşte aranması gereken en temel özellikler olmalıdır.




Evlenmeden önce kendinize hangi soruları sormalısınız?


Kendinizi evlenmeye hazır hissediyorsanız kendinize şu birkaç soruyu sorarak emin olup olmadığınızı anlayabilirsiniz. Evlenmeyi düşündüğünüz kişi ile genel olarak fikirleriniz uyuşuyor mu?

  1. Ona karşı olumlu duygu ve düşünceler taşıyor musunuz?
  2. Onunla sağlıklı bir aile ortamı oluşturabileceğinize inanıyor musunuz?
  3. Mizaçlarınız uyumlu mu?
  4. Evliliğinizde oluşabilecek problemlerle başa çıkabileceğinize inanıyor musunuz?
  5. Onu fiziksel olarak çekici buluyor musunuz?
  6. Müstakbel eşinizin ve kendinizin anne babalık yapabilme potansiyeline sahip olduğunuzu düşünüyor musunuz?
  7. Ona karşı sevgi ve saygı besliyor musunuz?
  8. Duygu ve düşüncelerinizi ona açık ve net bir şekilde ifade edebiliyor musunuz?
  9. Evlenmeden önce onu tanıyabilmek için yeterince zamanınız oldu mu?
  10. Yeterli zaman içerisinde onu çeşitli koşullar altında deneyip değerlendirebildiğinizi düşünüyor musunuz?
  11. Ailelerinizin anlaşabileceğini düşünüyor musunuz?




Evlilik öncesi danışmanlığı nedir?


Evlilik ve eş seçimiyle ilgili gerçekçi olmayan inançlara yönelik araştırmalardan yola çıkarak, birlikte yaşama, çocuğun evlilik üzerindeki etkileri, din, evlilik dışı cinsel ilişki, ekonomik konular, yaşam süresinde evlilik doyumunda meydana gelebilecek değişimler, yeniden evlenen ailelerdeki dinamikler gibi evliliğin önemli yapıtaşlarına odaklanan evlilik öncesi danışmanlığı adı altında bir uzmanlık alanı oluşmuştur.




Bir aile danışmanı evlilik öncesi çiftlere ne gibi konularda destek olur?


Bir aile danışmanına başvurduğunuzda başlıca hedefler şunlardır:

  1. Doğru eş seçimi
  2. Evlilik yaşantısına geçişi kolaylaştırmak
  3. Uzun ve kısa vadede çiftlerin ilişkideki tatminini sürekli kılabilmek
  4. İletişim becerilerini arttırmak
  5. İlişkide yakınlığı ve bağlılığı arttırmak
  6. Güven ortamını güçlendirmek
  7. Problem çözme ve karar verme becerilerini geliştirmek




Çocuğunuzun güvenli, sosyal ve daha sağlıklı bir kişilik geliştirmesi için neler yapmak gerekir?


Çocuğunuz daha olumlu kişilik özellikleri kazanması için şu noktalara dikkat etmek yerinde olur:

  1. Çocuğun kendini ifade etmesine izin vermek, çocuğu dinlemek, fikri yersiz ve saçma olsa bile onu dikkate almak, çocuğu dinlemek
  2. Çocuktan yaşı ve kapasitesi dışında davranışlar beklememek. (Örneğin misafirlikte 2 saat hiç kımıldamadan uslu uslu oturması veya 3 yaşında bir çocuğun üstünü hiç kirletmeden yemek yemesi gibi...)
  3. Çocuğun bazı küçük sorumluluklar yüklenmek isteyeceğini bilip bunları başarması için fırsat yaratmak
  4. Çocuğun başarısını değil çabasını övmek
  5. Çocuğun başarısızlıklarını kişiliğiyle bağdaştırmamak, başarısızlıkları birer öğrenme öğesi olarak görebilmesine yardımcı olmak




Baba yoksunluğu çocuklarda nasıl tepkiler doğurabilir?


Baba yokluğunun etkisi, kız ve erkek çocuklarda farklılık göstermektedir. Erkek çocuklar için babadan ayrılma yaşına, kız çocukları içinse ayrılma nedenine bağlı olarak sorunlar gözlenmektedir.

  1. Baba yokluğu yaşayan erkek çocuklar, babaları olan yaşıtlarından daha fazla düşmanlık duyguları besleyen, suç potansiyeli olan ve sosyal becerileri düşük çocuklar olma eğilimindedir.
  2. Cinsiyet rollerini kazanmadaysa yaygınlıkla 4 yaşından önce baba yokluğu yaşayanların, babası olanlardan daha fazla güçlükler yaşadıkları görülmektedir.
  3. Baba yokluğu yaşayan kız çocuklarındaysa daha çok duygusal problemler ortaya çıkmaktadır. Cinsiyet rollerini kazanmakla birlikte daha saldırgan ve bağımlı bir kişilik geliştirirler.
  4. Çoğunlukla kız çocukları baba yokluğunun nedenine bağlı olarak erkeklerle ilişkilerinde daha çok kaygı yaşarlar.
  5. Ölüm nedeniyle baba yokluğu yaşayan kızlarda, erkeklerle yakınlık kurmaktan ve cinsel etkinliklerden çekinme gözlenmektedir.
  6. Boşanma nedeniyle baba yokluğu yaşayan kızlarsa erkeklerle ilişkilerinde kaygı yaşamalarına rağmen erkek arkadaş aramakta ve cinsel saldırganlık göstermektedirler. (Faw ve Belkin, 1989).




Anne yoksunluğu çocukları ne yönde etkiler?


Anne yoksunluğunu, 6 aydan sonra yaşayan bebeklerde, genellikle, başlangıçta, uzun süreler ağlama, sonra duygusal tepkilerinde azalma ve daha sonra da çevreye karşı ilgisizlik geliştirmektedir. Anne 3 ay içerisinde geri dönerse çocukta yavaş yavaş eski haline dönmektedir. Bununla birlikte anne yoksunluğu uzun sürdüğünde genellikle hareketlerde azalma, isteksizlik, ilgisizlik, tepkisizlik gibi davranışlar gözlenmiştir (Öztürk, 1997).




Ebeveynleri boşanan çocuklar neden kendilerini sorumlu tutma eğilimi taşır?


Çocukların zihinlerinde, boşanma kararının kendilerinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını, bu kararda kendilerinin bir suçu olup olmadığını sorgulayan sorular sıklıkla yer almaktadır.

Bu kararın onlarla ilgisinin olmadığı anlatılmalıdır. Boşanırken çocuğa verilebilecek en büyük zarar, boşanmanın onun yüzünden olduğunu söylemektir.

Bu sebeple boşanma açıklamasından sonraki günlerde konu üzerinde düşünmeye başlayan çocuğun kafasında oluşabilecek her türlü soru, cevaplanmaya çalışılmalıdır. Çocuğun anne babasının neden boşandığı, bundan sonra ne olacağı, boşanma sonrasında nelerin değişeceği, boşanmalarının kimin suçu olduğu gibi sorularına, anne babanın mümkün olduğu kadar dürüst ve gerçekçi cevaplar vermesi önemlidir.




Sağlıklı bir çocuk yetiştirmenin el kitabı var mıdır?


Kusursuz bir çocuk olamayacağı gibi kusursuz bir ebeveynlik de mümkün değildir.Ancak çocuğunuzu yetiştirirken dikkat etmeniz gereken bazı temel kurallar vardır.

  1. Ebeveynler çocuklarının güçlü ve zayıf yönlerini tanımalıdır. Onları ilgi ve becerileri doğrultusunda yönlendirebilmelidir. Bu konuda kendi arzu ve ihtiraslarını bir kenara bırakmalıdır.
  2. Anne ve baba çocuklarındaki güven duygusunu geliştirmek için onları ilgilerine göre yapıcı ve faal kılacak ancak seviyelerini aşmayacak sportif ya da sanatsal etkinlikler hazırlamalıdır.
  3. Ebeveynler çocuklarına verebileceği en değerli hediyenin birbirlerine ve çocuklarına karşı sevgi ve şefkat olduğunun idrakine varmalıdır.
  4. Anne ve babalar için çocukları, kaç yaşına gelirse gelsin her zaman çocuk kalacaktır ancak çocukların girişimcilik ve yönetimsel beceriler kazanabilmeleri için sorumluluk almalarına da izin verilmelidir.
  5. Ebeveynler çocuklarının geçebileceği dönemsel farklılıkları iyice gözlemleyip gerektiğinde bir profesyonelden yardım almayı bilmelidirler.
  6. Birini kaybetmenin en etkin yolu onu diğerleri ile mukayese etmektir. Çocuğunuzu asla kardeşleriyle ya da akranlarıyla karşılaştırmayın.
  7. En küçük toplumsal birim ailedir; aile içinde çocuğa toplumsal kurallar anlayabileceği bir dille anlatılmalı ve model olunmalıdır.
  8. Gerek anne gerek baba görüş birliğinde olmaya ve çocuğun yanında bu konuda tartışmamaya özen göstermelidir. Birinin “Evet” dediğine diğerinin “Hayır” demesi çocukların aklını karıştırabileceği gibi onları ebeveynlerine karşı oyun oynamaya da sevk edebilir.
  9. Ebeveynler çocuğa serbest zaman ayırmalı sadece oyun oynamasına imkân ve ortam hazırlamalıdır.
  10. Anne ve baba çocuğuyla sohbet edebilmeyi öğrenmeli, bunun için zaman ve emek sarf etmeli; çocuğun duygu ve düşünceleri, hayalleri hakkında konuşmasına fırsat tanımalı ve bu esnada yargılamadan kaçınılmalıdır.




Mutlu ve sağlıklı bir çocuk yetiştirebilmek için "olmazsa olmaz" kriter nedir?


Anne ve babanın çocuklarına yönelttikleri tutumların psikolojik ve sosyal açıdan sağlıklı bir çocuk yetiştirmede büyük önemi vardır. Eşler ayrı yaşıyor bile olsalar hem kendileriyle ve birbirleriyle barışık, dengeli ve huzurlu olmalı hem de birbirlerine karşı sevgi ve saygı dolu olmalıdır.




Çocukların oyun oynaması neden önemlidir?


Çocuklar için oyun yaşamlarının ilk yıllarından itibaren dünyayı tanımaları, onu anlamlandırmaları, kendilerini ifade edebilmeleri için kullandıkları en etkili araçtır. Kendisine gerekli ortam ve malzeme sağlandığında çocuk bedeniyle, hareketleriyle, duyuları, duygularıyla oyuna dalıp sadece vakit geçirmez aynı zamanda problem çözer, düşüncelerini test eder ve hayal gücünü ortaya koyarak keşfeder. Oyun sıra beklemeyi, paylaşmayı ve başkalarının hislerine saygı göstermeyi öğreterek çocukların sosyal becerilerini artırır. Duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını anlatabilmesine yarayacak kelime haznesini geliştirir.




Çocuğunuzla neden oyun oynamalısınız?


Ebeveynlerin çoğu oyunun akranlarla ya da tek başına gerçekleştirebilecek bir eylem olduğu yanılgısına sahiptir. Oysa çocukların oyun kurma, oyunu devam ettirme ve sonlandırma becerileri ebeveynlerin yönlendirmeleri ile desteklenmelidir çünkü bu becerilerle donatılmayan çocukların ileriki yaşlarda televizyon ve bilgisayar kullanımında olumsuz alışkanlıklar geliştirdikleri çalışmalarla ispatlanmıştır.

Uzmanlar inceledikleri birçok vakada ebeveynlerin ev içinde ve dışarıda çocuklarıyla oyun oynama konusunda en çok yorgunluk, ne oynayacağını bilememe, zaman azlığı, oyunların dağınıklık yaratması gibi nedenlerle sıkıntı yaşadıklarını gözlemlemiştir.
  1. Oyunu ciddiye almalısınız, onun çocuğunuz için ne kadar önemli olduğunu anlamaya çalışmalısınız.
  2. Size saçma gelen birçok fikri mantığa uygun olmadığı gerekçesiyle reddetmek yerine bu fikrin nereden geldiğini tatlı dille sorgulamalısınız.
  3. Çocuğunuzun fantezi dünyasına saygıyla yaklaşmalı, onu oynadığı oyun sebebiyle bir yetişkin gözünden yargılamamalısınız.
  4. Çocuğunuzun oyunu çok gerekli olmadığı sürece bölmemelisiniz. Oyun öncesinde belirli bir zaman diliminde anlaşıp bu zaman diliminin sonuna geldiğinizde oyunu bir kurguyla neticelendirmelisiniz.
  5. Oyunu kurmak ve rol dağılımı yapmak istiyorsa ona bu fırsatı vermelisiniz.
  6. Çocuğun ne oynayacağına, nasıl oynayacağına ve hangi kurallara uyacağına tek başınıza karar vermeyin.
  7. Çocuğunuzla oyun oynarken ona doğruyu ve olması gerekeni öğretme kaygısıyla sürekli kazanan taraf olmamalısınız. Çocuğu teşvik edici, güvenini artırıcı şekilde kazanmasına, sizi yenmesine olanak vermelisiniz.
  8. Çocuklar ebeveynleri kadar hızlı öğrenemez. Dolayısıyla yeni bir oyuna geçerken sabırlı olmalısınız.
  9. Çocuklarınıza pahalı oyuncaklar yerine çocuğunuzun sevdiği, güvenli ve gelişimine katkıda bulunacak materyaller sağlamanız gerektiğini unutmamalısınız.




Çocukla iletişim kurmak, onunla konuşmak, demek değil midir?


Hayır. Çocukla iletişim kurmak, genel ebeveyn yaklaşımının aksine, onunla konuşmak; bir başka deyişle ona birkaç söz söylemek, dediğini yaptırmak, nasihat etmek, yorum yapmak demek değildir. İletişimin en temel hedefi çocuğu dinlemek, gelecekte sağlıklı iletişim kurabilmesine, kendisi hakkında olumlu duygular hissetmesine, öz saygısını ve güvenini kazanmasına, kendisini değerli hissetmesine, problem çözme becerilerinin gelişmesine zemin hazırlamaktır.




Çocuğunuzla sağlıklı iletişim kurmanın yolları nelerdir?


Mutlu, kendine güvenen, atılgan, problem çözme becerileri gelişmiş çocuklar yetiştirmek için uzmanlar birkaç küçük ipucu…

  1. Çocuğunuzu dinliyormuş gibi yapmayın, o bunu hemen hisseder. Gerçekten müsait değilseniz biraz beklemesini söyleyin ve hızla işinizi bitirip onun yanına gidin; yanınıza çağırmayın.
  2. Çocuğunuzla konuşurken mutlaka aynı göz hizasında bulunun. O derdini anlatmaya çalışırken ona tepeden bakmanız sizi kendinden üstün görmesine yol açabileceğinden korku hissi yaratabilir.
  3. Sözlerini dinlerken onun kesmeyin, es verdiğinde başınızı hafifçe sallayarak onu takip ettiğiniz hissini uyandırın.
  4. Konuşmasını saygı ile dinleyin. Yanlış düşünüyor bile olsa kendi duygu ve düşüncelerini dile getirmeye hakkı olduğunu bilmeli. Zira ifade becerileri gelişmiş çocuklar kendilerine daha çok güvenir.
  5. Çocuğunuzun konuşmasına onun sözlerini yineleyerek ya da duygularını dile getirerek devam etmesini sağlayın. Örneğin “Ayşe topumu yan bahçeye kaçırdı.” diyerek şikâyete gelen bir çocuğu “Topun yan bahçeye kaçtığı için üzülüyor olmalısın.” şeklinde yanıt vererek sakinleşmesini sağlayabilirsiniz.
  6. “Neden?” sorusu yerine daha çok “Ne oldu?” “Ne düşünüyorsun?” sorularını sormaya özen gösterin.
  7. Ne yaparsa yapsın, onu sevdiğinizi ve kabul ettiğinizi bildirin.




Çocuğunuzla ortak bir dil oluşturamıyorsanız ne yapmanız gerekir?


Sorunlarla başa çıkmadığınız hissettiğinizde, kendinizi yetersiz ve çaresiz hissettiğiğiniz da paniğe kapılmadan bir danışmandan destek almaya yönelin. Birçok destek programı eğitseldir, işlevseldir ve önleyicidir. Zira olumsuz iletişim kalıpları çocuğunuzun ruhsal sağlığını sandığınızdan çok daha kısa sürede tahrip edebilir.




Çocuğunuz sürekli mutsuz ya da tatminsiz mi görünüyor?


Depresyon bireyin hislerini ve buna bağlı olarak düşünce ve davranışlarını etkileyen bir duygu durum rahatsızlığı olarak tanımlanabilir. Yaşam döngüsü içinde hemen herkesin kapısını bir ya da birkaç kez çalabilir. Ama ya çocuğunuzun başına gelirse?

Çocukluğun mutlu ve tasasız bir dönem olduğu genel inanışının aksine Avusturyalı psikanalist Rene Spitz’in 20.yy’ın ortalarında annelerinden ayrılıp hastaneye yatmak zorunda kalan bir yaş altı bebekleri inceleyerek “anaklitik depresyon” bir başka deyişle temel bakım vericiden uzun süre ayrı kalan bebeklerde gözlenen depresyon olarak adlandırdığı erken çocukluk dönemine ait sendromları tanımlamıştır. İncelemeye konu olan bebekler sıklıkla ağlama nöbetleri geçiriyor, huzursuzluk yaşıyor hatta akranlarından daha fazla hastalanıyor ve iyileşme süreçleri uzuyordu. Rene Spitz’e göre bu sıkıntılarının sebebi yakın ve sıcak bir bağ kuracakları annelerinin yanında olmamasıydı. Spitz, aynı bebeklerin ilerleyen yıllarda daha içe dönük, çekingen ve karamsar kişilikler geliştirdiğini de ortaya koyarak Freud’un psikanalitik kuramını, Erikson’un psikososyal gelişim basamaklarını, Bowlby’nin bağlanma teorisini, Piaget’nin bilişsel gelişim basamaklarını, öğrenme kuramcılarının temel öğrenme teorilerini destekler nitelikte bulgular elde etmişti. Hayatın bu erken dönemine psikolojik sorunların oluşumu ya da gelişimi açısından hassasiyetle yaklaşılması gerektiğinin salık veren bilim adamları çocukluk çağı depresyonlarının erişkinlerinkinden farklı olarak değerlendirilmesi gerektiğinin de altını çizmişlerdir. Erişkin dönem depresyonlarında biyolojik faktörler (beynin fonksiyonel, kimyasal ya da yapısal bozuklukları, hormonal dengesizlikler, genetik geçişlerin stres faktörleriyle etkileşimi vb) göz önüne alınırken çocukluk çağı depresyonlarında çoğunlukla psikolojik sebepler üzerinde durulur.




Çocuklar depresyona girer mi, çocuklardaki depresyonun sebepleri nedir?


Çocuklardaki depresyonun birçok sebebi olabilir. Bunlardan bazılarını şmyle sıralamak mümkündür:

  1. Uzak, çatışmalı, çocuğun duygusal olarak desteklenmediği aile modelleri
  2. Ebeveynlerin psikolojik sorunları
  3. Taşınma, okul değiştirme, ailede birinin hastalanması, kaza, ebeveynler arası sorunlar, kayıp, ihmal ve istismar gibi çocukta stres yaratabilecek olay ve durumlar
  4. Çocuğun duygularını düzenlemede ve dengelemede yaşadığı problemler
  5. Çocuğun kendisini, ailesini ve geçmişini olumsuz değerlendirme, geleceğe ve dünyaya kötümser bakma eğilimi
  6. Bebekliğin özellikle ilk senesinde gerekli bakımın sağlanamamış olması




Çocuklardaki depresyonun belirtileri nelerdir?


Çocuğunuzda aşağıdaki belirtilerden 5 ya da daha fazlasını 2 haftadan uzun bir süredir gözlemliyorsanız vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmalısınız. Lütfen dikkatle okuyun...

  1. İştahta azalma ya da artma özellikle tatlı gıdalara yönelik gözle görünür meyil
  2. Baş ağrısı, mide ağrısı gibi şikâyetler
  3. Uyku süresinde ve kalitesinde gözle görünür değişimler (kısa/uzun süreli uyku, uykuya dalamama, kabuslar)
  4. Beklenen fiziksel gelişimin altında ya da üstünde bir seyirde olması
  5. Öfke ve karmaşa hali
  6. Konsantrasyon eksikliği
  7. Sorumluluktan kaçınma
  8. Yerinde duramama durumu ya da yerinden kıpırdamak istememe
  9. Alınganlık ve düşmanca tavırlarda artma
  10. Reddedilme ve başarısızlık kaygısı taşıma
  11. Sosyal etkileşimden kaçınma
  12. Okul devamı ve başarısında düşüş
  13. Günlük aktivitelere, derslere duyulan ilginin ya da zevkin azalması
  14. Evden uzaklaşmakla ilgili hayaller ya da teşebbüsler
  15. Ölüm hakkında sorular sorma
  16. İntihar ya da kendine zarar verici düşünce, davranış ve teşebbüsler




Çocuğunuzun oyun/internet tutkusu bir bağımlılık oluşturur mu?


Bireyin duygu durumunu değiştirmek, anksiyete, izolasyon ve yalnızlık duygularıyla başa çıkabilmek, sorunların üstesinden gelebilmek amacıyla dikkatini başka yöne dağıtmak suretiyle çok fazla süre ile internet kullanması ya da bilgisayar oyunu oynaması olarak tanımlanan PIK, patolojik internet kullanımı, Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) tarafından henüz hastalık tanımlamasını almış olmasa da belirtileri ve durumun seyri açısından davranışsal bağımlılıklar sınıfına sokulmakta ve tedavi edilmektedir zira patolojik internet kullanımı en az madde bağımlılığı kadar tehlikeli sonuçlar doğurabilmektedir. İnternet bağımlılığının toplumdaki yaygınlığı %6-14 arasındadır ve her iki cinsiyette ancak erkeklerde 2 kat daha fazla görülmektedir. 8-20 yas grubundaki gençler ise en büyük risk grubunu oluşturmaktadır.




Çocuğunuzun internet/oyun bağlılığı ne zaman tehlike sinyalleri verir?


Siz de çocuğunuzda patolojik internet kullanımına ilişkin belirtiler görüyorsanız “internet bağımlılığı” tanı kriterlerini henüz 1996 yılında ortaya koyan ABD’li psikolog ve davranış bilimleri uzmanı Kimberly Young’ın hazırladığı ölçütlere bir göz atın…

  1. Çocuğunuz internet ile ilgili aşırı bir zihinsel uğraş mı sergiliyor?
  2. Zamanla internette daha fazla mı zaman geçiriyor?
  3. Çocuğunuzun internet kullanımını azaltmaya yönelik girişimleriniz başarısızlıkla mı sonuçlanıyor?
  4. Çocuğunuzun interneti kullanmadığında kendini mutsuz ve öfkeli mi hissediyor?
  5. Çocuğunuzun günlük aktiviteleri internet sebebiyle aksaklığa mı uğruyor?
  6. Çocuğunuz başkalarına (aile, arkadaşlar, terapist, vb) internette kalma süresi ile ilgili yalan mı söylüyor?
  7. Aşırı internet kullanımı nedeniyle aile, okul, iş ve arkadaş çevresiyle sorunlar yaşıyor, eğitim veya kariyer ile ilgili bir fırsatı tehlikeye atıp kayıp mı ediyor?
  8. İnterneti sorunlardan kaçmak veya olumsuz duygulardan (örneğin, çaresizlik, suçluluk, çökkünlük, kaygı) uzaklaşmak için mi kullanıyor?
Yukarıda soruların en az 3 ya da 4 tanesine “Evet” cevabını veriyorsanız, çocuğunuz için zaman kaybetmeden destek almanızı gerekir.




Üvey ebeveylerle ilişkideki sorunlar nasıl aşılabilir?


Üvey ebeveyn ile bir arada yaşamaya başlayan çocukların karşılaşabileceği problemler çocukların yaşına, cinsiyetine, karakterine, gelişim aşamalarına ve zihinsel algılarına göre farklılıklar gösterse de hemen her biri travmatik sayılabilecek, çoğunlukla profesyonel destek gerektirecek çıkmazlara sürüklenmektedir.

  1. Ailenizin birlikte yaşamaya başladığı bu ilk yıllarda disiplin sorunlarının öz ebeveyne bırakılması yerinde olur.
  2. Öz ebeveynin desteği ve katılımı ile çocuk ve üvey ebeveyn arasında mümkün olduğunca keyifli aktivite ve organizasyonlar gerçekleştirilmelidir. Birbirlerini tanımaları ve kabul etmeleri açısından birlikte zaman geçirmek son derece etkilidir.
  3. Ergenliğin ilk yıllarında ve ergenlikte (9-15 yaş arası) çocukların üvey ebeveyni kabul etmesi daha zordur. Zira çocuklar yaş aldıkça eski aile birliğine dair anıları ve alışkanlıkları daha yoğun yaşarlar. Bu sebeple yeni oluşturacağınız aile modeline pürüzsüz bir şekilde uyum göstermelerini beklemek gerçekçi olmayacaktır. Bu yaş dönemindeki çocuklarınız için destek almanız gerekmektedir.
  4. Çocuklarınız dinledikleri masalların ve izledikleri filmlerin etkisiyle kötü kalpli üvey anne ya da üvey baba imajına sahip olabilir. En iyimser ifadeyle üvey ebeveynin yaklaşımlarını samimiyetsiz olarak nitelendirilebilir. Bu önyargıyı ortadan kaldırmak öz ebeveyne düşer ancak burada üvey ebeveynin olumlu davranışları da abartılı bir dille çocuğunuzun gözüne sokulmamalıdır.
  5. Çocuğunuzun artık birlikte yaşamadığı öz ebeveyni hakkında olumsuz konuşmak, hakkında kötü sözler söylemek çocuğunuzun onu koruma ya da savunma rolü geliştirmesine yol açabilir. Çocuğunuzun ayrı olduğu ebeveyniyle koşullar ve yasalar dâhilinde görüşmesi asla engellenmemelidir.
  6. Üvey ebeveyn içinde bulunduğu yeni aile modelinde üvey çocuklarını evliliğinin bir parçası olarak en baştan kabul etmesi gerekir, benimsemesi gerekir.
  7. Üvey ebeveyn yaşayabileceği hayal kırıklıkları sırasında sabrını kaybetmemeli, kendini iletişime kapatmamalı, yalnızlığa gömülmemelidir. Duygularını eşiyle paylaşmalı, eğer eşinin yanlış anlayacağından korkuyor, uygun bir dil kullanamayacağını düşünüyorsa bir uzmana başvurmalıdır.




Kardeş kıskançlığının belirtileri nelerdir?


Kardeşini kıskanan bir çocukta gözlenebilecek bazı davranış bozuklukları şunlardır:

  1. Her zamankinden daha öfkeli ve tahammülsüz davranması
  2. İçine kapanması
  3. Depresyon belirtileri göstermesi
  4. Ağlama nöbetleri
  5. Kıskandığı kişilere veya objelere saldırgan davranması
  6. Küçük yaşlarda ise alt ıslatma, parmak emme, kâbus görme gibi belirtilerin ortaya çıkması
  7. Okul başarısında düşme
  8. Anneyi evde kardeşiyle yalnız bırakmayı istemediği için okula gitmeyi reddetme
  9. Anne babaya kendisini sevip sevmediklerini sorma ihtiyacı ve cevaptan tatmin olamama
Ebeveynlerin her ikisi de çocukla duyguları hakkında konuşmalı, çocukların aralarındaki problemi çözebilmeleri için onları bir yol bulmaya teşvik etmelidirler. Bunun için her iki kardeşin birlikte oynaması ve zevk alabilecekleri ortak etkinliklerde bulunmaları, bu yolla doğan yakınlık ortamında da problemleri üzerinde düşünüp tartışarak çözümlerini bulmaları sağlanmalıdır. Çabalarının faydasız olduğunu düşünen ebeveynlerin vakit kaybetmeden bir profesyonelden destek almaları tavsiye edilir.




Çocuk eğitiminde ya da disiplininde dayak neden işe yaramaz?


Bir eğitim ya da disiplin şekli olarak dayak atan ebeveyn anlık hırsını, öfkesini çocuğun üzerine boşaltarak rahatlarlar.Ne var ki dayak, hiçbir olumlu çözüm getirmediği gibi çocuğun kişiliğinin temel taşlarını da yerinden oynatır.

Dayak yiyen çocuk yaptığının karşılığını kısa yoldan ödemiştir. Yaptığı olumsuz davranış üzerinde düşünmek, hatasını anlamak, onu tamir yollarını aramak veya ona sonuçlarını düzeltmek fırsatı verilmemiştir.
  1. Dayak yiyen çocukta anne-babaya kızgınlık, düşmanlık ve nefret hisleri uyanır. Çocuk yaptığının kötü bir şey olduğunu düşünüp özeleştiri yapacağı yerde dayak atanı suçlar.
  2. Çocuğun odağı kendi olumsuz davranışı, hatası ya da suçu değil, yediği dayak ve buna bağlı olarak yaşadığı duygulardır.Dayak yiyen çocukta saldırganlık duyguları gelişir. O da anne-babasını örnek alıp, sorunlarını en kısa yoldan saldırganlıkla, zorbalıkla halletmeye yönelir, kardeşini, arkadaşını döver, hayvanlara zarar verir.
  3. Çocuk kendini güçsüz, aciz hisseder, karşılık veremediği de için kendinden utanır. Özgüveni büyük yara alır.




Ergenlik çağıdaki çocuğunuzla nasıl başa çıkabilirsiniz?


Ebeveynlerin, ergenlik çağındaki çocukların fiziksel olduğu kadar duygusal bir değişim sürecine girdiğini de göz önünde bulundurmaları gerekir.

  1. Çocuğunuzu bağırıp tehdit etmeyin. Çocuğunuzla ağız dalaşına, kavgaya girişmeyin.
  2. Onun artık büyüdüğünü ve gereksinimlerinin farklılaşacağını unutmayın. Çocukluk döneminde koyduğunuz kuralları gözden geçirerek daha esnek düzenlemelere gidin.
  3. Ergenlik döneminde gelişimsel bir gereklilik olarak arkadaşlık ön plana çıkar. Buna anlayış göstermek için çabalayın. Aile ve arkadaşlar arasında tercih yapmasını istemeyin.
  4. Hormonal değişimler sebebiyle çocuğunuz cinselliğe karşı büyük bir merak içinde olacaktır. Bu konuda ona anlayış gösterin ve onu eleştirmeyin. Aklına takılanları size sorabilmesine izin verin.
  5. Arkadaşça bir iletişim modeli kurmaya çabalayın.Otoriter bir yaklaşım bu dönemde işinizi daha da zorlaştırmaktan başka bir işe yaramaz.




Kardeşler arasındaki tartışma ve kavgalarda nasıl bir tutum takınmak gerekir?


Öncelikli olarak çocuklarınıza yaşanan sorunu her iki tarafı da sırayla dinleyerek görmek istediğinizi net olarak belirterek işe başlayın ve aşağıdaki tavsiyelerden faydalanın:

  1. Tartışma yaşayan tarafların kendilerini ifade etmek için eşit süre tanıyın. Onlar konuşurken yalnızca dinleyin, sözlerini kesmeyin.
  2. Sırası geldiğinde konuşan tarafın diğer kardeşe karşı kötü sözler söylemesine, olanları anlatmak yerine karşı tarafa suçlamalar yöneltmesine müsamaha göstermeyin.
  3. Tarafların konuşmaları bittiğinde duygularını ifade edebilmiş ve ne hissettiklerini birbirlerine aktarabilmiş olmalarını gözetin.
  4. Taraflara karşısındakinin nasıl davranmasını istediğini sorun.
  5. Her ikisinden de problemin çözümü için bir teklifte bulunmasını isteyin.
  6. Mümkünse siz çözüm önermeyin.
  7. Uzlaşma sağlandığında birbirleriyle el sıkışarak veya öpüşerek barışmalarını sağlayın.




Ders çalışan çocuğa nasıl yardım edilebilir?


Okulda öğrenciye kazandırılması hedeflenen bilgi ve beceriler aile tarafından da desteklenip pekiştirililmeli, çocuklara evde ders çalışırken rahat edebileceği ve verim alabileceği düzenlemeler yapılmalıdır. Bu noktada ailenin üzerine düşenler nelerdir, biz göz atalım:

  1. Çocuğa imkanların el verdiği ölçüde çalışabileceği rahat ve huzurlu bir ortam hazırlamak
  2. Aile bireylerinin ve çocuğun televizyon izleme ya da bilgisayarla oynama saatlerine denetim getirmek
  3. Etkin zaman yönetimi konusunda çocuğa yardımcı olmak
  4. Ev ödevlerinin hazırlanmasında yalnızca rehberlik yapmak, ödevi kendi becerisiyle yapması konusunda desteklemek
  5. Öğrenci yardım talep ettiğinde cevabı söylemek yerine ona cevabı bulmasına yardımcı olacak sorular eşliğinde yol göstermek
  6. Yüksek sesle okuma yapmak ya da yüksek sesle okunanı dinlemek
  7. Sorumluluk alma, sosyal beceriler ve kendini kontrol etme ile ilgili deneyim ve öğrenme fırsatları sağlamak




Okul seçiminde nelere dikkat etmek gerekir?


Okul seçiminde öncelikli olarak çocuğun gereksinimleri ile ailenin beklentileri ve olanakları göz önünde bulundurulmalıdır. Ardından şu sorulara tatminkar cevaplar aranmaya geçilebilir:

  1. Çocuk fazladan ilgiye ihtiyaç duyuyor mu?
  2. Çocuk bir görevi tamamlamak için fazladan yardım ya da zamana ihtiyaç duyuyor mu?
  3. Çocuğun özel öğrenme ihtiyaçları (üstün zekâ, öğrenme güçlüğü vb.) var mı?
  4. Çocuk grupla öğrenme deneyimlerine açık mı?
  5. Çocuk tek başına çalışabiliyor mu?
  6. Ailenin okul ve eğitim ile ilgili genel beklenti ve değerleri nelerdir?
  7. Aile bütçesinin ne kadarlık bir kısmı okul için ayrılabilir?
  8. Aile bütçesinin ne kadarlık bir kısmı çocuğun okul dışı faaliyetleri için ayrılabilir?
  9. Okulun eve uzaklığı aile için kabul edilebilir düzeyde mi?
  10. Okulun eğitim kadrosu nasıl?
  11. Öğretmenlerin çocuklara yönelik yaklaşım biçimleri neler? Yüksek beklentileri var mı?
  12. Okuldaki öğretmenler ve öğrenciler mutlu görünüyor mu?
  13. Öğrenciler ile öğretmenler arasında yakın bir ilişki var mı?
  14. Çocuklar nasıl öğrenileceğini öğreniyorlar mı?
  15. Okulun fiziksel koşulları ne durumda? Oyun sahası var mı? Tuvaletleri sağlık koşullarına uygun mu? Kütüphane geniş mi?
  16. Okulda ne tür sosyal faaliyetler yapılıyor? Okulda spor ve sanat faaliyetleri var mı?
  17. Okulda kütüphane görevlisi, müzik ya da bilgisayar öğretmeni gibi özel görevleri olan kişiler var mı?
  18. Sınıfların fiziksel büyüklüğü ne kadar ve sınıflarda kaçar öğrenci var?
  19. Sınıflar çocukların içinde bulunmaktan hoşlanabilecekleri yerler mi?
  20. Çocuklar sınıfta hangi amaçlara göre gruplara ayrılıyorlar?
  21. Okul, öğrencilerin bireysel farklılıklarına yönelik imkânlar sağlıyor mu?
  22. Anne baba ile okulun iş birliği için belirlenmiş bir plan var mı? Okul, aileyle nasıl temas kuruyor?
  23. Okulun ailelerden beklentileri neler? (Maddi beklentiler, evde sunulacak öğrenme ortamları, ev ödevine yapılacak katkılar vb.)
  24. Okulda psikolojik danışman var mı?
  25. Okulun disiplin anlayışı ailenin disiplin anlayışıyla tutarlı mı?
  26. Okulda yaygın disiplin problemleri var mı? Varsa neler?
  27. Diğer öğrencilerin genel eğitim düzeyleri nasıl? Ailesel özellikleri neler?
  28. Okul güvenli bir yerde mi?
  29. Servis kullanılacaksa servis ücreti ne kadar? Ödemeler nasıl yapılıyor?




İlişikiniz mutsuz sona doğru mu gidiyor?


Yaşam döngüsü içerisinde karşılaşılan sıkıntılı süreçler (maddi zorluklar, hastalıklar, ölümler) neşe verse de değişime zorlayan bazı dönemler (çocuk sahibi olmak, terfi etmek) ve yaşın ilerlemesiyle beliren bireysel değişimler (orta yaş, emeklilik) tartışmalara sebep olabilir. Yeri, zamanı, sıklığı ve şiddeti iyi ayarlanmış sonunda çözüme varan tartışmalar ilişkinin güçlenmesine, bireylerin olgunlaşmasına ve gelişmesine yardımcı olurken bazı tartışmalar da evlilik birlikteliğinde bir krizin varlığına işaret eder.

Şimdi siz de ilişkinizdeki sorunları çözme ya da aşma biçiminiz hakkında düşünün ve aşağıdaki soruları karşı tarafın tutumunu değerlendirerek cevaplayın.

  1. Kişiliğinize yönelik suçlamalarda mı bulunuyor?
  2. Öfkesini kontrol edemediğini mi düşünüyorsunuz?
  3. Tartışma sırasında size karşı kaba kuvvet uyguluyor ya da nesnelere zarar veriyor mu?
  4. Tartışma sırasında sürekli savunmaya mı geçiyor?
  5. Her fırsatta uzak geçmişle ilgili kötü anıları mı gündeme getiriyor?
  6. Tartışmalarınızda “bir türlü anlaşılmadığınızı” mı düşünüyorsunuz?
  7. Hemen hemen her hafta tartışıp ardından barışıyor musunuz?
  8. Tartışmalarınız ev dışında da gerçekleşiyor mu?
  9. Tartışmalarınızı 3. kişilerle paylaşıyor mu?
  10. Sizi 3. kişilere şikâyet ediyor mu?
  11. Kırıcı bir tartışmadan sonra ilişkiyi tamir etmek için çaba harcamıyor mu?
  12. Tartışmanın ardından uzun süre küsüyor mu?
  13. Tartışmalarınızın sonunda bir uzlaşma sağlayamıyor musunuz?
  14. Bu gibi tartışmaların zamanla sona ereceğini mi düşünüyorsunuz?
Yukarıda soruların en az 5 ya da 6 tanesine “Evet” cevabını veriyorsanız, ilişkinizin gidişatı ile ilgili zaman kaybetmeden destek almanızı tavsiye ediyoruz. Bu konuda yönlendirmeler almak için bir danışmana başvurabilirsiniz.




Tartışmalar esnasında kaçınılması gerekenler nelerdir?


Bir ilişkide fikir ayrılıkları ve tartışmalar son derece olağandır ancak tartışmaların taraflar arasında daha büyük sorunlara yol açmaması için kaçınılması gereken bazı hususlar vardır, bunlar:

  1. Konudan uzaklaşmak
  2. Geçmiş defterleri açmak
  3. Karşısındakini incitecek şekilde konuşmak
  4. Kendi haklılığını ispatlamaya çalışmak
  5. Sen dilini kullanarak çatışmayı kızıştırmak
  6. İmalarla karşısındakini rahatsız etmek
  7. Taleplerde bulunmak
  8. Uzlaşmayı reddeden tavırlar sergilemek
  9. Karşısındakine psikolojik veya fiziksel şiddet uygulamak
  10. Barışmayı ve unutmayı reddetmek




Aile birliğinin dağıldığına dair belirtiler nelerdir?


Aileler işlevlerini yerine getirip getirememe bakımından sağlıklı ya da sağlıksız olarak değerlendirilebilir. Bir ailenin işlevselliği açısından sağlıklı ya da sağlıksız olarak yorumlanabilmesi için o ailenin sosyo-ekonomik özelliklerinden toplum tarafından sunulan hizmetlere ve imkanlara olan erişimine, aile bireylerinin kişiliklerine, etnik yapılarına, eğitim seviyelerine, yaşlarından, aile içi ilişkilerin dinamik yapısına kadar birçok kriter gözetilmektedir. Sağlıklı aile, kendisinden beklenen ya da aile birliği oluşturulurken esas alınan hedefler doğrultusunda hem bireysel hem de toplumsal faydaları asgari yeterlilik oranında olsa bile karşılayabilen bir sisteme sahiptir. Sağlıksız ailelerin ortak özellikleri şöyle sıralanabilir:

  1. Aile bireyleri doğrudan iletişime kapalıdır.
  2. Müşterek konularda fikir birliğine varamadıkları gibi kırıcı tartışmalar sonrası bireysel kararlar alırlar.
  3. Aile bireylerinin rolleri üstlerine zorla giydirilmiştir. Bireyler bu elbiseden asla memnun değildir.
  4. Bireyler aile için değil, sadece kendileri için var oldukları düşüncesindedirler.
  5. Aile bireylerinin egoizmi önce yalnızlığı peşisıra da ümitsizliği getirir.
  6. Aile bireylerinin sözel iletişiminde açık ya da örtülü bir çatışma duyulur.
  7. Aile bireylerinin fiziksel ve duygusal gelişimi risk altındadır.
  8. Eşler arsında cinsel doyum yok denecek kadar azdır.
  9. Aile bireylerinin birbirlerine tahammülleri yoktur.
  10. Duygusal, zihinsel ve bedensel bağlılıkları çözülmeye başlamıştır.
  11. Çocuklar ilk fırsatta kendi özel yaşam alanlarını oluşturup aile bireylerinin bazılarını ya da tamamını dışlamaya yönelik bir davranış içine girerler.
  12. Eşler birbirlerinden ayrılmak için zaman ve fırsat kollamaktadır.
  13. Sağlıksız bir aile yapısının tür uzun süre parçalanmadan devam etmesi çoğunlukla mümkün değildir. Ailenin çözülmesi nihai planda ailenin boşanma ile sonuçlanması demektir.




Boşanmak için yeterli sebepler nelerdir?


  1. Alkol / kumar / uyuşturucu bağımlılıkları
  2. İhanet
  3. Sürekli şikâyet etmek (Araştırmalar bu tavrı kadınların erkeklerden daha fazla sergilediklerini ortaya koymaktadır.)
  4. Şikâyetlerin, sorunlara çözüm aramaktan daha çok eleştirmek amacıyla yapılması
  5. Eşin sergilediği eleştirilere ve şikâyetlere karşı aşırı duyarlı, hassas ve savunucu tepkiler gösterme (Bu da erkeklerin sık sergilediği bir davranış)
  6. Eşler arası iletişimde aşağılayıcı sözler, iğneleyici cümleler, düşmanca bakışlar ve kırıcı tavırların fazlasıyla yer alması
  7. Karşısındakinin duygularını ve düşüncelerini hiçe sayan ve önem vermeyen tavırlar sergilemek
  8. Yaşanan olumsuzluklardan eşi sorumlu tutmak, kendi hataları hakkında düşünmemek
  9. Eşine karşı şiddet sergilemek




Çocukların ebeveynlerinin boşanmasına nasıl tepki verir?


Boşanma pek çok çocuk için anlaşılması zor bir karardır. Çocuklar boşanma süreci esnasında olduğu kadar boşanma sonrasında da anne babasıyla olan ilişkilerinin yetersizliğine veya birtakım sorunlara bağlı olarak davranış bozukluğu gösterebilirler. Boşanma süreci içerisinde veya boşanma sonrasında çocuklarda sıklıkla görülebilen davranış bozukluklarını şöyle özetlenebilir:

  1. Anne babasının boşanma kararından dolayı kendisini suçlama
  2. Ebeveyninden ayrı kalma korkusu
  3. Yaşından daha küçük çocuklarda görülebilecek davranışlar sergileme (parmak emme, tırnak yeme, gece altını ıslatma vb.) Buna regresyon adı veriyoruz.
  4. Okulda ve toplumsal hayatta uyumsuz davranışlar sergileme
  5. Ders başarısında azalma, okula ve derslere konsantre olamama
  6. Boşanma olayına karşı çok tepkisiz ve ilgisiz davranma
  7. Depresyon
  8. Uyku ve yeme bozuklukları (az veya çok fazla yemek yeme, uykusuzluk, kâbus görme, fazla uyuma vb.)
  9. Arkadaş ilişkilerinde eskiye göre bozulma
  10. Ani ve kontrolsüz (dürtüsel) tepkiler verme
Çocuğunuzda bu ve benzeri duygudurum ve davranış değişikleri gözlemlediğiniz takdirde bir profesyonele danışmanızı önemle tavsiye ederiz.




Boşanma sonrası çocuğun uyum sorunları aşılabilir mi?


Boşanma çocuğun hayatında önemli bir değişikliktir. En sağlıklı boşanma durumlarında bile çocukların yeni hayatlarına uyum sağlayabilmeleri için belirli bir süre geçmesi gerekir. Bu dönemde çocuğun yeni hayatına uyumunu daha da zorlaştırmamak için, boşanmayla birlikte, başka bir şehre taşınma, okul değiştirme, yeniden evlenme gibi daha fazla değişimden kaçınmaya özen gösterin.

  1. Evden ayrılacak olan ebeveynin evden birden bire ayrılması yerine, evde kalış sürelerini azaltmaya başlamasını ve kademeli olarak evden ayrılmasını tercih edin.
  2. Pek çok aile çocuklarının boşanma karşısında daha az kırılmasını sağlamak için onun her istediğini yapmak, oyuncak ve hediyeye boğmak gibi tavırlar içerisine girmeleri gerektiğini zannetmekte, bu tavırları diğer aile üyeleri tarafından da desteklenmektedir. Bu hataya düşmeyin. Zira böyle bir yaklaşım, çocuğun boşanmaya uyumunu kolaylaştırmak bir yana, durumu kullanmayı öğrenmesine sebep olur, beraberinde disiplin sorunlarının doğmasına yol açar.
  3. Boşanma sonrasında mal paylaşımı, maddi konular, mahkeme yaşantısı, nafaka gibi konuları çocuklardan uzak tutun. Çocukların bu konularla ilgili konuşmalara tanık olmamalarına gayret edin.
  4. Her çocuk kendini bir eve ait hissetmek ister. Bir yatağı, bir odası olduğunu bilmek ister. Çocuğunuzun iki ev arasında amaçsızca gidip gelmesine izin vermeyin. Diğer ebeveyninin evinde de bir odası, yatağı olması gerekir. Ancak bir evi esas evi olarak benimsemesi sağlıklı bir yaklaşımdır.
Boşanırken sıklıkla yapılan hatalardan biri, çocuğun uyumunu kolaylaştıracağı düşüncesiyle aile üyeleri tarafından evden ayrılan anne veya babanın kötülenmesidir. Çocuk bu ebeveynini bir daha hiç görmeyecek bile olsa bu sözler karşısında daha fazla yalnızlık, çaresizlik, terk edilmişlik, değersizlik hissetmeye başlar. Böylesi bir ayrılık onarılması zor yaralar açmaktan başka bir işe yaramaz. Çocuğunuza bu kötülüğü yapmayın.




Aile danışmanları boşanan çiftlere nasıl destek sağlayabilir?


Aile danışmanları olarak biz, başvuran çiftin boşanma konusunda doğru bir karar verip vermediğinden emin olmalarını sağlayacak yaklaşımlarda bulunur, ayrılığa sebebiyet veren, ilişki sistemini çıkmaza sokan problemlere göz atarak çatışmalara yapıcı ve çözüm odaklı önerileri getiririz. Eğer çift, geri dönülemez bir şekilde boşanma kararı almışsa onların yeni yaşamlarına uyum becerilerini geliştirmek üzere yardımcı oluruz zira boşanmanın ardından her bireyin ihtiyaçları, sorumlulukları yeniden şekillenecektir. Bireylerin boşanma evrelerinde yaşayabilecekleri sorunlar onların kaç yıllık birliktelikleri olduğuna, çocuklarının varlığına, boşanmayı nasıl yorumladıklarına bağlı olduğu kadar yaşam tecrübeleri ve karakter özelliklerine de bağlıdır. Boşanma her iki tarafın da depresif duygu durumu yaşayabileceği ve öfke, kin, nefret, intikam, korku, üzüntü, pişmanlık gibi karmaşık hisler arasında gidip gelebileceği zorlu bir hal alabilir. Bu süreçte bizler destek vererek bireyin kendine güvenini ve yaşama dair umudunu korumasını hedefleriz. Boşanmak üzere adım atan çiftin çocuğu varsa öncelikleri onun ruh sağlığını korumak, anne babasının ayrılması sebebiyle onun yara almasını engellemek olmalıdır. Anne baba ve biz çocuğun bu süreci hasarsız atlatmasını sağlamak üzere işbirliği yapar ve onun yeni yaşamına adaptasyonundan emin olana kadar destek veririz.




Boşanma sürecinde bireyleri neler bekler?


Boşanma neticesiyle sona ermiş bir ilişkinin ardından meydana gelen süreç bireyleri duygusal ve sosyal yönden oldukça zorlar. Bu süreç Bohannon’a göre 6 farklı aşamadan oluşmaktadır.

  1. Duygusal boşanma: Boşanma öncesinde evliliğin bu çıkmaza girmesine yol açan ve eşlerin birbirlerinden uzaklaşmalarına sebebiyet veren aşama
  2. Yasal boşanma: Adli süreç sonucu bireyin medeni halinin değişimi
  3. Ekonomik boşanma: Boşanma sonrası para ve mal paylaşımı
  4. Ebeveyn boşanması: Ortak bir çocuk olması durumunda velayet ve tek ebeveyn olarak yola devam etme aşaması
  5. Sosyal boşanma: Boşanma sonrasında ait olunan ortak sosyal çevre ve arkadaşların değişimi
  6. Psikolojik boşanma: Bireyin boşanmaya dair farkındalıkları neticelendirip eşinden duygusal olarak ayrışmaya girmesi
Araştırmalar kötüye giden bir evliliğin ilk belirtisinin “duygusal boşanma” olduğunu ortaya koymuştur. Bu durumda eşler birbirinden umudu kesmiş, genellikle kendilerini iletişime kapatmış, bir nevi kapana kısılmış hissetmektedirler. Taraflar evliliğin başında hissettikleri olumlu duyguların yerini olumsuz olanlarla değiştirmiş ya da birbirlerine karşı kayıtsız kalma yolunu seçmişlerdir.




Bir aile danışmanı boşanan çiftler için hedeflediği destek programının nitelikleri nelerdir?


Boşanan ya da boşanma hazırlığında olan çiftler için hazırladığı bu programın hedeflerini şöyle sıralamak mümkündür:

  1. Eşlerin duygusal olarak ayrışmalarına yardım etmek
  2. Gelecekte beraberce ebeveynlik görevlerini sürdürmeleri için iletişim becerilerini yapılandırmak
  3. Bireylerin öfke ve hiddetleri nedeniyle karşılıklı intikam alma dürtülerini azaltmak
  4. Hukuki aşamalar hakkında bilgi vererek boşanma planı yapmak
  5. Öfke, üzüntü ve terk edilmişlik gibi yoğun duygularla baş etmek
  6. Boşanma ortamında çocuklarla etkili bir şekilde baş etmeyi öğrenmek
  7. Avukat ya da arabulucu önermek




Boşanma kararı çocuğa nasıl açıklanmalıdır?


Boşanma kararı alan bir çift bu durumu çocuk başkalarından değil anne ve babasıından, ilk ağızdan öğrenmelidir. Ayrıca;

  1. Boşanma kararı çocuğa anne baba tarafından beraberce açıklanmalıdır.
  2. Ayrı yaşama veya boşanma kararında, her iki kavramın da tam olarak ne anlama geldiği, çocuğa yaşına uygun olarak izah edilmelidir.
  3. Boşanmanın anne baba sevgisi ve ilgisini kaybetmek anlamına gelmediği özellikle vurgulanmalıdır.
  4. Boşanma kararı karşısında çocukların duygusal tepkilerini boşaltmalarına izin verilmelidir.
  5. Çocuklar çoğu zaman içinde bulundukları durumu, anne babalarının tepkilerine bakarak yorumlarlar. Anne babanın çocuğun sorularını cevaplarken abartıya kaçmaları, duygu sömürüsü yapmaları, karşı tarafı suçlu göstermeye çalışmaları, çocuğa yeni sıkıntılar yükler ve çocukta derin travmalar oluşturabilir. Anne veya babanın gücünü yitirmesi, ağlama nöbetleri geçirmesi, çaresizlik, umutsuzluk gibi duygular altında davranması, çocukların da içinde bulundukları durumu olumsuz algılamalarına, güven duygularını yitirmelerine ve kendilerini tehdit altında hissetmelerine sebep olur. Anne baba güçlü davranmalı, morallerini yüksek tutmalı, olumlu ve yapıcı davranmaya çalışmalıdırlar.




Cinselliğe dair korkular ne zaman başlar?


Cinsel yaşamdaki en büyük tehlikelerden biri kaygıdır. Onu ayıp ve pis bir iş olduğuna dair taşınan kaygı, hem bireyi hem de eşini soğutup mutsuz ve doyumsuz bir yalnızlığa, yabancılaşmaya sürükler.

Cinselliğe dair ilk korkular çok küçük yaşlarda başlar. Cinsel organlarına dokunduğunup bedenini keşfetmeye başlayan ve bundan haz alan haz alan çocuk "Dokunma, pis" "Elleme, ayıp" "Oynama" "Hasta olursun" "Canın acır" gibi uyarılar ile karşılaştığında neye uğradığını şaşırır. Eğer ebeveynleri tarafından dokunuşları sebebiyle yüksek sesli tepki alır hatta cezalandırılırsa zihninde bedenine ve cinselliğe dair travmatik kayıt girdileri oluşabilir.




İlk cinsel birleşmenin evlilik sonrasına bırakılmasını gerektiren nedenler nelerdir?


  1. Bireyin ahlak, vicdan, görev, din gibi hususlarda hassasiyetler duyması zira birey evlilik dışı cinsel ilişkiye "yanlış", "ayıp", "günah" gibi anlamlar yüklemişse bu durum onda suçluluk duygusuna, vicdan azabına, utanç ve kaygıya sebep olur.
  2. Bireylerin uyum sağlayıp birbirlerine alışmaları zaman alır. Aynı çatı altında yaşamaya başlayan çiftler bu fırsata daha kolaylıkla sahip olur. Üstelik hem kendilerine hem de birbirlerine daha fazla güven duyar ki bu da cinsel yaşamda kendilerini daha rahat hissetmelerine imkan tanır.




Cinsel yaşama atılan ilk adım kötü geçtiğinde nasıl davranmak gerekir?


Çiftlerin ilk cinsel birleşmeleri kimi zaman tatmin edici bir şeklilde sonlanmaz. Ancak bireyler bu durum karşısında tedirginliğe kapılıp birbirlerinden uzaklaşabilir. Bazen birey kendini bazen de karşı tarafı insafsızca suçlama eğilimi gösterebilir. Oysa yapılması gereken çiftlerin birbirlerine her zamankinden daha fazla sevgi, anlayış ve hoşgörü ile yaklaşıp ilişkilerine zaman tanımalarıdır. Eğer çiftler bu meselenin altından kalkamayacaklarını hissederlerse bir danışmana başvurmaktan çekinmemelidirler.




Cinsel yaşam çiftlerin birbirlerine olan sevgilerinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir mi?


Cinsel yaşamın tatminkarlığı ya da sıklığı çiftlerin birbirlerine olan sevgi ya da ilgilerinin göstergesi sayılamaz. Birbirlerini çok seven çiftlerin kimi zaman cinsel yaşamında sıkıntı olabilir ancak bu durum iki tarafın özverili katılımıyla kolaylıkla çözümlenebilir.




Çiftler arasında aldatmaya yol açan faktörler nelerdir?


Çiftler arasında kadın ya da erkek cinsiyet ayrımı olmaksızın aldatmaya sebep olan faktörleri kabaca şöyle sıralamak mümkündür:

  1. Duygusal sebepler: Yalnızlık, ilgisizlik, uzun süreli kırgınlıklar, anlaşılmadığına dair hisler, ortak zevklerin olmaması/azalması, özellikle çocuklar doğduktan sonraki rol kaybı, taraflardan birinin psikolojik sorunları, kişilik özellikleri...
  2. Fiziksel sebepler: Beğenilme arzusu, cinsel tatmisizlik
  3. Ekonomik sebepler: Yüksek standartlara sahip olma isteği
İhanet bir semptomdur ve ihanetin altında yatan esas sebepler irdelenip çözümlenmedikçe atılacak her adım sonuçsuz kalacaktır. Dolayısıyla bu konuda bir profesyonelden destek almak her iki tarafın da kendini ve ilişkisini gözden geçirmesi ve hızlı ve etkin bir yol haritası oluşturması açısından akıllıca olacaktır.




İhanet bir evliliği sonlandırmak için yeterli bir sebep midir?


İhanet eden birey hem eşinden hem de birliktelik yaşadığı insandan çeşitli sebeplerle vazgeçmek istemeyendir. Ancak çoğunlukla bu tarz ilişkilerde aldatan taraf evlilikten yavaş yavaş ayrışmaya başlar. Artık eşine duygusal yatırımı, ihtiyacı, iya da arzusu sonlanmış olan birey için de en doğru yol bir danışman eşliğinde en az zararla evliliği bitirmek olabilir.




İhanet psikolojik bir travmaya sebep olabilir mi?


Aldatılma travmatik bir olay gibi değerlendirilebilir. Tüm travmalarda olduğu gibi ihanete uğrayanın yaşayabileceği 3 önemli süreç vardır. Bunlar;

  1. Şok ve inkar
  2. Kabullenme
  3. Yeniden yapılanma
Bu süreçlerin sırası ve süresi önemlidir. Deneyimli bir danışman ile konuşarak sağlıklı bir yol haritası oluşturabilirsiniz.





1


"En sık sorduğunuz soru

insanların neden evlendiği..."

Bu blogda size aktarılan bilgilerin ya da yorumların sadece birer öneri niteliğinde olduğunu ve bunların terapi ya da tıbbi tedavi niteliği taşımadığını, burada bir ruh sağlığı hizmeti verilmediğini, yer alan önerilerin uygulanmasının ya da uygulanmamasının getirebileceği olumsuzluklardan dolayı sorumluluk almadığımızı ve bu hususta hiçbir yasal hakkınızın bulunmadığını bildiririz. Blogda yayınlanan testlerse tamamen farkındalık yaratmak amaçlıdır, hiçbir şekilde tanı koymak için kullanılamaz. Lütfen blog ve sosyal medya hesaplarımızdaki etik değerlere vurgu yapan davranış kurallarını okuyunuz.